Her hecesi ‘sen’ kokan özlemler biriktiriyorum içimde… Ve gözlerime sığınmış yüreğimde saklanmış sessizliğin…
Yalnızlık değil çığlığım yokluğun sebebim…
Oysa ben varlığının sesiyim… Yokluğunun hüznüyüm… Ve sana adanmış özlemlerin en kuytusuyum…
Ah bu uzaklar… Sana beni bana seni uzak eyleyen yollar… Tükenmiyor bu yokluklar…
Ben ki Yanındayken bile sana özlem dolu… Yüreğine tutsağım…
Gel ‘aşk-ı yar’ eylediğim…
Sensizliğe alışmak yerine sen’li zamanda kaybolmayı istiyorum… Şimdiki zamana uyarlamak istiyorum ‘seni’… Ve özlemin varlığında anlam olsun istiyorum... Seni yaşayan benliğime…
Ve şimdi... Zaman sensizlik… Saat; yalnızlığı ‘sen’ geçiyor…
Lakin Yüreğine uzak düşen yüreğim seni yazıyor zamana… Zaman ki sensiz bir asır seninle bir an ‘bana’…
Adı rüya ama kanmadım. Uyansam boş, nefes alsam nafile... Onca pişman yılın ardından, dünyaya küsüşüm gözlerinden... Gelme demedim mi gecelerime!
Belki vardı, belki hepsi yalandı ama gülüşümü koruyamadım. Arka ceplerime, şah damarıma, tırnaklarımın içine kadar pişman, beklediğim duraklara bile yazdığım adına düşman, cümle sonlarında sitemkar, şehrin arka sokaklarında bir kaybolmuşum hala...
Kendine savrulduğum iç çekişlerin ardından, kendime gelemeyişim, kendiliğinden bir sen yüzünden. Sabah olmuş, rüyalar yalanmış heyhat! Kelimeler sadece kelimeden ibaretken bile, sana yazacak bir senim bile yokken üstelik, hala şiir yazıyorum, hala kendimi hatırlamadım... Nasıl bir aşksa, payıma düşen hep fazla! Öde öde bitmiyor körolasıca!
Başımı aklıma dar ettiğin tüm düşlerin düşüşlerinde, bir kumarbaz cesaretiyle gelmişsem sana; gitmek için değil, gitme demen için değil... Yaşamak lazımsa bazen, bazen de sevmek lazımdır diye... Belki hatırlatır sana diye... Sadece beni sev diye belki... Sanki sabah uyandığımda yanımda olacaksın gibi... Bir kadersizliğin baş harfi gibi... Ne sen varsın oysa, ne de ben şimdi yokolduğun yerde... Yokluğuna bağdaş kurmuş, öylece saçmalıyorum işte..
Sana mektup yazmak nerden aklıma geldi bilmiyorum. sanırım hüzünlü kızlara özendim. Öyle afili bir şey bekleme benden. Giriş gelişme sonuç olmayacak tıpkı sen ve ben gibi bir bütün olamayacak. Gönül yazımı bilirsin düzensizdir, birazda okunaksız. Anlatacaklarım var.Sadece dinle...
Sessizliğini dinledim uzun bir süre. Düşündüm taşındım çözümünü bulamadım. Özlemek neden bu kadar yorar insanı? “özlem” isminin eyleme dönüşme çabasından mı? “Düş” ün, “düşünmek” kadar büyümek özentisinden mi beynimin içindeki tüm hayallerin çocukluktan vazgeçip başımın etini yemesi? Ne zaman lafın bir ucu sana çıksa sonuna gelemeden heba oluyor gülümseyişlerim.
Yorgunum…
Şu saatlerde sıcak çekildi kapı eşiğine. Senin rüzgarların var sen kokan. Zaman öldürüyorum geçmişi yokla*****, leşlerim çoğalıyor. Dip balığı oluyorum. Tüm bu çırpınışlarım tek bir nefeslik su yüzüne çıkıştan öteye götürmüyor beni. Yüzün geliyor gözlerimin önüne beni dinlerken kalkan kaşlarına asılıyorum tut beni çıkar diye. Gözlerinde boğuluyorum…
Sol yanıma yatsam seni uyusam, hep rüyada kalsam... içim dilime vuruyor, konuştuklarım incir çekirdeğine yetmiyor; sakladıklarımdan ve senden bahis açmama inadımdan. Burnumu bir karış dikiyorum havaya, içim düşüyor. Oysa söz vermiştim kendime, üzerime giydiğim güçlü kız kostümü çıkmayacak, çıksa da senin haberin olmayacak diye. Varlığımla yokluğum ayırt edilemez olacaktı senin için, “herkes” olacaktım ve belki “hiç kimse”...
Beceremedim…
Kimse görmeden, tutup elinden kaldırdım içimdeki ufaklığı. Çok acımış, kimseye belli etmedim,edemedim.. Teselli bile aramadım kızgınlıklarıma, hakkımdı bu kara isyan. Sonra fark ettim ki ben bu zamana ait değilim ve biliyorum sende... o yüzden hep “an”larda teğet geçtik birbirimizi.
Ama içime dokundun bir kere .Parmak izlerin duruyor bakışlarımda. Nereye baksam senden bir iz bırakıyorum. Bu aralar kendime hep suçüstüyüm. Islah olmaz bir özlemim ve korkak bir mantığım var. Tek dinginliğim kelimelerin. koklayıp koklayıp saklıyorum hafızama. Arşivimde acılarım var benim. Rutubetli; güneşe serip kuruttuğum. Tozunu alıp, halı altında biriktirdiğim hatalarım. Seninse anlatmadığın masalların var. "sus"ların kucağında çocuk masumu yüzün ve küfrengi günahların...
Baksaydın korkmayıp gözlerime. Sana keşkelerimi sunacaktım terketmeden bahar kıpırtısı içimi. Yalpalamayacaktım bugünlerde yarınlara inançsızlığımla ve biliyor musun “kal” deseydin rüzgarlarla getirdiğin son hecemle kavrulacaktı bahar bitimi... Çırılçıplak sevdalar dört mevsimdi. ayı günü yoktu.gidenler tekrar gelebilmek için gitmişti.ihanet sayıldı. sükut altındı; yağmur gibi çisil çisil, acıkmış bir nefesin dudaklarında tadımlık. korkaklık sayıldı. Dinleseydin aryaları, kulaklarına çalınan tını; sevgilinin sızlayan ahına eşti... Yoldaştı sayıklamalara in-ce in-ce in-ce...
Bil(e)medin...
Yaşananların üstünü örtecek kadar şeffaf bir kelimem yok. Sen bilirsin ürkekliğimi, tarihten çalınmış eğreti kahramanlığımı... çekerim kılıcımı zamana ama kesip atamam biriktirdiklerimi. Gözlerim yağar, toprak kokar ve filizlenir kabuk bağlayan yaralarım. Dilek kipleri bağlarım...
Kaçışlarım sana meyilimdendir . Sessizliğine sığınışım kabullenişimdir her şeyi. Sakın “neden” diye sorma. Verdiğim her cevap mayındır pişmanlığıma.
Hayata neye sitem edeyim ki, Kendimden başka' İşte ayrılık, Üstünde yüzlerce yüklü şiir Ve alışkanlık Sigara gibi.. Ayrılık alışkanlık yapıyor Dostlar unutunca Şiirler, sözler, harfler İstediğin kadar birleştir Topla, çarp, böl Sonunda hep çıkıyor Ayrılık alışkanlık yapıyor Sevdiklerin unutunca Gezdiğin muhteşem yerler Gördüğün en güzel elbise, Kazandığın para, Harcadığın zaman neye yarar Ayrılık alışkanlık yapıyor Tek başına kaldığında..
Beynime uygulanan bir elektroşok. Soğuk duşun her kabarcığı,her kabarcığın kalıtsallığı, İzdüşümüm İzlerim,düşlerim,düşüşlerim,dizlerim. Saat farkına inat doğurduğum,kendimi saran meridyenlerim. Evlatlarım,bacaklarımdan akan Tanrı’nın gözyaşları. Biraz,sonra,bir arada diyebileceğim anlamsızlığım. İçsel olarak anlam veremediğim kendimi büründürdüğüm maskeler,aynalar Hepimizin aynısı değil mi aynalarımız derken,kırılan aynılığımız. Bir fotoğraftaki,bir kadın. Herhangi,her kadın gibi yeterince,yeterlice,yetileriyle bir kadın. Kadarım kadar bir kadın. Kalmışlığım kadar bir kadın Bir sözcüğe yakışacak ve defalarca Tanımadan Suratına Suratsızlığına Çirkinliğine Güzelleşmeye yüz tutmuş,gülümsemesine Kadınlığından arta kalanlarına Benliğinde,benden çaldıklarında ,benden düşürdüklerinde Bunların hiçbirini bilmeden,bir anda Kayıplardan yorulmuş,koşamayan,insanların insansı duygularına değer vermeyi,sırf insanların aynı sonbaharı yaşadığı için,mevsimlere kendince isimler veren –mesela sonbahar ayının Lal anlamına gelmesi-kendince bu dünyanın kendiliğinde,kendi delilik sınırlarının insanlar tarafından değil de,kendi arzına ulaşmaya çalıştığındaki düşük kırıklarında kendine hemzemin bir adamın yükseltisinde,uçmaya çalışan bir bilyenin ağırlığına bakarak,onu güneş zanneden bir çocuksallığın,yaratılmışlığıyken ve bu cümlenin sırf kendini bir şeye benzetememesi ve benzemeyen kendine benzer olduklarını duyduğu,bir şeye benzemeyenlerin olmuşluğunu duymasındaki sancıyı anlatmak isterken Tekrar etmem gerekirse Bunların hiçbirini bilmeden,bir anda Bir cesede hayran olabilir miydin? Fotoğraflar her zaman ölü bir anıyı hatırlatmada kullanıldığından Sen de benim ölülerime dakikalarca bakıp,anmak ister miydin? Ben de birkaç kere öldüm,ölü suratımdaki gülümsemeyi bazıları sevdi,bazıları sevimsiz dedi. Ben fotoğraflarımı,hep harflerimle çekmek isterdim. Fotoğraf çekmeyi bilmem. Ölüleri severim,bir işe yaramazlar,bir çok hayaliyle toprakta kemirirler,yağmur sonrası gelen kutsal kokuyu. Ve sen de Ve ben de Ve ile başlayan ve mutlaka bir kişiye ait olmuş olan diğer,karşıdan bakılan cümleler gibi Ve sen de o kokuyu sevdim. Kuru bir yaprağı yiyen bir yağmurun,yürüyerek ki,genelde birbirlerine çarpmadan yürürler,bu toprak yolculuğunda bıraktığı,aslında kendini intiharın eşiğe getirip,sırf birkaç kişiye bir şeyler bırakmak için öldürdüğü zannedilen,aslında o buharken mutlu olabilen,geveze damlanın bende unuttuğu bir Lal’di içime çekip,tat alamadıklarım. Sen de koklar mısın? Bir sonbahar,bir koku üzerine tartışmak isterim.Konu tat ile başlayıp,tatsızlık çıkmasına kadar getirmeliyim,sırf çirkinim diye tat alamadığı söylemek isterim.Ben bir böceğim,bir kaybetmiş,yeterince özgüvenli bir maske ile sana konuşmalıyım.Bir formül içinde ölümüm izletmeliyim,birkaç kitap arasında eskiliğini hissetmeliyim.Aynanın kırılış öyküsünde,aslında aynanın hiç kırılmadığını,sadece bize bir yansımanın olmadığında nasıl dehşete kapıldığımızı,aynadaki parçalı koyuluklu yansımamızdan nasıl tiksindiğimizi,güzelliğimizin bu dünyanın bir yansımasındaki herhangi bir adamın kirpiklerindeki kesiklerden anlaşılması gerektiğini ya da bir kadının aynaya aynalık yapmasındaki durumu özetleyen bir yazının noktasını koyması gibi değil mi?Ölüm bu değil mi?Yaşamın sol çaprazından doğan güneşin,yeterince ansız doğması gerektiği bu değil mi?Seni tanımam bir gereksizlik değil mi?Korkularım,korkaklıklarım,baktığım anlardaki bir ölünün anısı ile konuşmamın,senin sırf benim gibi yaşadığını anlatan mitoslardan dolayı,senin de benim gibi aciz olduğun için acıdığımı anlamanın bu kadar zor bir yaş-lantı olduğunu anlayabilir misin?Bu yazının aslında bir iç titremesinden doğduğunu İçimi titreten varlığına saygımla Ya da Bu kadın benim ölümüm,baksana ellerimizi oluşturan damarlarımızın kabarıklığı bile aynı. Cümlelerini kurduğum bir ölünün,hangi çağda,hangi sıkıştırılmış bedende,kendi bedenine aykırılığını,birbirimize birden bire bir olmayı bile hayal etmezken,bir kavramının sırf rakam ya da bir çokluk-teklik ifadesinden bambaşka bir “Bir” lik olduğunu anlatmak için kaç aynı cümle kullanacağımı anımsamamdaki,karmaştırdığım,rastlantısal harfler değil mi? Bak artık bir ölünün,yakılmış küllerini,kitaplarımın arasına serpip kokladım. Bak,sende öldün artık.Bugün,birkaç saat önce doğdun. Kızım gibiydin,ölü bir kızım olsun isterdim. Ben aynalarda,küller yaktım,sırf kırılmasın diye,birkaç kurumuş yaprağın,toprak tonluluğu. Sen fotoğrafta bir kadın. Ben birkaç büyük gözlük,abartılı görmeye yarayan,bir hayal parlaklığı. Fotoğraftaki kadın.Bugün öldün. Korkarım,öldükten sonra doğanlardan. Mucizeye inanırım fakat canım acıdı. Tanrı,çocukları sevmiyor. Ben bilyelerimle dua ederim hep,halen. Hali hazırda sende bir ölüyken. Birkaç kere söyleyeyim. Sen ölü olduğun için seni seviyorum. Birimizin doğumu,diğerimizin ölümü. Ben çirkin,sen benden daha çirkin. Bir dünya bile yaratmayalım sırf bizim çirkinliğimiz için. Tanrı olur musun?Yaratabilir misin benim kadar çirkin,koyu bir yaratığı. Ben yeterince köle olabilir miyim? Lal mevsimler arasında,bir sahte görüntü olabilir mi? Bir fotoğrafın bir adama,yazdırdığı bir yazı,hangi gözlerin yorulmasına değecek Kadar Değerli Olabilir ki? Ben hayal ettim,sen yeterince öldün. Yeter. Artık ölüler ile konuşmak istemiyorum. Sözler değil,eylem Artık yazmayacağım…
Senin açmadığın bahçeye yağmur düşermiş Bülbül konarmış gül dalına bana ne, Sensiz hüzün yüklü baharlar Gecenin rengini taşır sabahlar Dört bir yanımda ahlar, siyahlar Düğün varmış köyde Bayram gelirmiş şehre
Bana ne! Hep mayısları bekledim, gül bahçelerinin gül yüzünde gül yüzünü aradım. Bülbül oldum dağlara düştüm aşkından. Feryatlarım tutuştu gül rengini aldı ama gül açmadı sığ bahçemde. Gayri sevdalara tutuldum, bir zaman avundum öylesine. Sönmedi içimdeki yangınlar her baktığımda o yare sana olan vefasızlığımı hatırladım. Dön artık yeniden rüyalarıma terk etme ne olur düşlerimi biçareyim boynu büküğüm. Yok başımı okşayanım, elimden tutanım, renklerinin kuşağına saranım beni de yanına alanım, bu da benden diyenim.
Öksüzüm, yetimim işte. Diken kaldım gönül bahçemde göz yaşı dökemedim yüreğimin çölüne. Hani söz vermiştim asi kalbime senden başkasını sevmeyecektim. Bakmayacaktım bir başka sevdaya. Kaç defa kapına geldim ama dokunamadım utandım çünkü vefasızdım, duyarsızdım. Bilmem kaç defa ihanet ettim aşkıma...
Vefasızım gör işte... Sensiz baharlar, hüzün yüklü bulutlar gibi döner başımda Sensiz baharlar, hazan taşır bağrında. Sensizlik yüreğimde derin çukurlar açtı. Bekletme beni çöl zambağım, tüm vefasızlığımla yinede kapındayım. Sırtıma sardığım çantamda azığım tükendi çeşmelerin suları ne kadar soğuk aksa yüreğimin yangını o kadar artıyor. Irmakların peşinden koşturdum bir yudum diye, boş denizin koynuna sığındılar. Denizlere el açtım bir merhamet dilendim, yağmurlara karıştılar. Yağmur bekledim baharları gönül ateşime bir damla düşmediler.
Yangınım işte Türkülerim sazıma inmiyor, şiirlerim sözüme uymuyor gecenin perdesi arkasında yıkıldığımı kimseler duymuyor. Göz yaşı ısmarladım nev baharlara hani doyası ağlamak için. Hani o gül kokunu hissedebilmek için kaç gül kopardım dalından. Sevdanın tadına doya bilmek için tadında bal aradım bulamadım. Yoruldum işte Al beni de kurtar buralardan, buraların karı fazla, boranı fazla tozu fazla, nazı fazla çekilmiyor. Hani baharı da olsa, çiçeği de açsa, bulutsuz gökyüzü, beyaz denizi de olsa sensiz bir anlam ifade etmiyor. Kelimelerim yorgun düştü eğik başlı cümlelerin arasına mısralarım, ritim tutturamadı, katılamadı şiir kervanına. Çöl gecelerinde yıldızlara Leyla’yı soran Mecnun gibi şaşkınım. Sensiz bahar gelmiş, gül açmış bahçelerde, bülbül konmuş dalına,bana ne. Sen yoksun, kokun yok, rengin yok, tadın yok. Seni getirmedikleri için dargınım baharlara Dargınım işte Seni açmadığı için bahçeler kırgınım,.
sustum ! yüreğime yazdım her şeyi.. ve yüreğimi yazdım her şeye.. yüreğimdekini !
LâL oLdu diLLerim sevdamı yazdım mavi buLutLara.. mavinin anLamını, sonsuzu yükLedim sevdama.. ben sustum mavi konuştu mavi haykırdı sonsuzLuğu bu sevdaya..
görmez oLdu gözLerim gözLerini yazdım yıLdızLara.. yıLdızLarın anLamını,yıLdızLarın ışığını yükLedim gözLerine.. ben görmedim yıLdızım gördü o anLattı o öğretti bana her şeyi.. gözLerin öğretti.. onLar haykırdı bizi mehtaba,onLar aLır götürür beni sonsuzLuğa..
duymaz oLdu kuLağım sesini yazdım en sessiz geceLere.. geceLeerin anLamını, geceLerdeki huzuru yükLedim sesine.. ben duymadım 'sen'den başkasını,kuLak vermedim başka sese.. sesin haykırdı huzuru bu sevdaya,sahi ne çok huzur verir sesin bana..
dokunamaz eLLerim en çok da özLemi yazdım.. artık iLikLerime kadar işLeyen, tüm benLiğimde hissettiğim özLemi yazdım.. özLemenin anLamını,hasreti yükLedim sevdama özLedim! çok özLedim!
hasretin yağdı mavi buLutLardan hasretin yıLdızLara uLaştı hasretin o acımasız sesi haykırdı geceLerde ! sağır etti ! LâL etti !
Yanılgılar, yaşanmışlıklar, birde hiç yaşanmamışlar… Koca bir ömrün özeti yazılacak olanlar… 18 yıllık suskunluğun özeti, kaç kelimeye sığar? Ölü bir hüznün son celsesi, sırrı ifşadır bu satırlar… … Bir varmış, hep yokmuşlarla başlayan bir hayat… Islak gülüşlerin güneşe yamandığı bir yaşam… Rengi soluk ölümler, yarım kalmış gülüşler… Ve teneşire adını tersten yazan garip bir kız…
Bir gün büyüyecek… Evden kaçan çocuk olmaktan yorgun düşecek… Mezarlar eskisi gibi, üzerine titremeyecek… Bir gün büyüyecek ve ölüler bile, artık kimsesizliğine gülecek… Ölülerin bile insafsız olduğu bir şehirde, efkar dilli kız, peltek bir hüzünle, büyüdüğüne küfredecek…
Tek sığınağı bir mezarken; toprak ihanet edecek… Ve cesedini hiçbir mezar kabul etmeyecek… Bir gün büyüyecek ve hiç ölemeyecek…
Masalların rengini yitirdiği bir kentte, şehirlerin dilsizliğini ezberleyecek… Sonu yazılmayan şehir öykülerinden, adına noktalar biriktirecek… Ve yetim kalmış sonları, bir o sevecek… Ve bilecek ki; “Her masal biraz gridir... Her şehir biraz yarım...” … Büyüdüğünde bir masal yazacak belki… Her harfe üç nokta… Her noktaya bir aşk… Her aşka bir son… Bir masal yazacak belki… Kibritçi kızdan kalma, birazda derme çatma… Ve hiç bilmeyecek her masalda, adını bir kez daha kaybettiğini… Ve bilmeyecek kalemin sükuta ihanetini… … Bir kent sevecek… Çığlıkları karşı yakayı ağlatan bir kenti, titreyen kalbiyle sevecek… Bir kent geçecek… Notası kırık bir şarkının içe dokunuşu kadar ıslak bir kenti, gece yürüyüşüyle geçecek... Bir kenti ölecek… Yorgun bir kentin son nefesini, usulca dillendirecek... Ve bir kentte ölecek… Yakına hep uzak kalsa da gidişler, gökyüzüne bakıp boğulmayı dileyecek kimsesizler... Ve kentlere aşina bir yüz, kentlerin kimsesizliğinde ölecek… … Ve bir gün... Ölü bir masal, deli bir masalcıya kefen biçecek… Ve o garip kız, bir gün, uzak kentin yorgun yüzlü yüreğini, dudağında kısık sesli bir tebessümle sevecek... Kirpiklerine dokunup, masal gibi ölmeyi dileyecek... … Ve bir kent ki… Suçlarıyla doğacak masallar... Alınlarında bir leke... Aşk gibi... Gitmek gibi... Ölmek gibi... Oysa tek suçları kim/se(s)sizlikleri... Ezelden düşmüş kirpiklerine hüznün sesi… Ve bir hayat ki… Kaderi yanıktır masalların, kederi gözlerinden tanırlar... İlk harfi yalnızlıktır geçmişin, son harfi bulmak için yazarlar... Başı sonu bellidir oysa... Masal kağıda düşer, Hüzün ölüme küser, Ve yalnızlık, aşka el sürer... … Ve ak kanatlı bir kuş… Kanadına aşk düşecek… Efkar dilli kız, masal sanıp sevecek… Yalnızlığı kente bırakıp, onun gülüşüyle gülecek... Kanadındaki kırıklara, bileklerindeki kesikle yarenlik edecek... Yüreğine yaslanıp, usulca ölmeyi dileyecek... Ve ak kanatlı kuş, dudağında al bir hüzünle, gidecek... Kanadındaki yarayı, bir şairin gülüşünde ağlatıp, yitecek... Giderken, masalların beyazlığını da alıp gidecek… Siyah kelimeler bırakacak geriye… Ve birde… Sonlara ayarlı başlangıçlar… Masallar artık hep bitecek… Başlangıçların olmadığı bir kentte, düşler, gülüşleri inşa edecek… Gülüşü yaralı kız, hüznünü düşlere teslim edecek... Yaralı bir masalı taşımaktan yorgun düşecek, ve düş/üş/lere ısmarlayacak onu tutuklu masallar...
Ve gece… Ve son…
Efkar dilli bir kız, Geceyi ağlayacak, Geceyi susacak… Ve aşk, susmaktır... Geç anlayacak... Günü gelecek bir gün, o garip kız, yeniden susacak... ... Bazıları masal yazmak için yaşar, bazıları masal gibi yaşar... Ben masal gibi yazdım, masal gibi susuyorum... Yazdığım her masaldan af diliyorum... Ve masal gibi ölmek için;
ORDAYIM HALA Bir çiçeğe tutundum düşerkenordayım halaDursam ölürüm paramparça olur dünya Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yerOkyanus diyelim istersen yada sen söyle… Batık bir gemiydim orda seni bekliyorum Upuzun bir sessizliğim fırtınalar koparken Bir çiçeğe tutundum düşerkenordayım halaDursam ölürüm paramparça olur dünya… Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarakYumuyorum gözlerimi göz kapaklarımın içindesin.Bir aşk borana tutuluyor bir daha ilk dönemeçte Kum taneleri var ya onların birindesin… Bir çiçeğe tutundum düşerken ordayım hala Dursam ölürüm paramparça olur dünya.Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer Cennet diyelim istersenyada sen söyle…&guot;&guot;Bir şarkı olmalı seni anlatanYüreğin olmalı yüreğimde bulduğum... Ne çok denedim seni bulmayıNe çokaradım seni bir bilsen... Belkide bırakıp gitmeliydik bu sevdayı zararın neresinden dönersek kar deyip de öylece akıntıya bırakmalıydık kendimizi. Onca tutunacak dal bulmuşken tutunmalıydık birine. Sırf kadere gıcıklık olsun diye ağlamamalıydık gülünecek halimize. Belkide ağlamalıydık. Belkibelki de uzaklaşmalıydık bu kıyıdan içimizdeki yangılardan aşktan belkide.Ama ben bu kıyıları çok sevdim biliyor musun. Ben seninle deniz kabuğu toplayamamayı sevdim.Sol yanında uyanamamayı başımı göğsüne koyup ağlayamamayı belkide. Ama hep sevdim işte. Yalansız ve riyasız sevdim. Biliyordum sende severdin beni. Sende seviyorsun beni. Artık gecelere mahkum kalmak istemiyorum ben. &guot;Bakma öyle sustuğuma Susmalar sığınak yerimTerkedilmiş bir bahçedeyimHüzün kokar çiçeklerim Sende bahçemdesin uyuyorsunVe sende ben gibi Hüzün kokuyorsun.Ve sende ben gibi Yaşamaktan korkuyorsun… Çöz artık düğmelerini yüreğinin görünsün sevdam…..